1 Ağustos 2018 Çarşamba

Doğru Yolu Bulmak

Ülkemizi ve ülkemiz insanını konu spor olduğunda hep garip bulmuşumdur. Neden mi? Bir spor dalına hakim olsun veya olmasın, herhangi bir sportif faaliyet içinde bulunsun veya bulunmasın, ülkemizde herkesin o ya da bu şekilde desteklediği bir spor kulübü var. Kutuplaşmayı ve bir tarafta olmayı çok mu seviyoruz bilinmez ama "soran olursa Malatyaspor diyorum" gibi bir kalıp bile dilimize oturmuş durumda.
"Yine mi maç var? Açın da dizimi seyredeyim." diyen annelerimizin, "Ben bu sesi duymak zorunda mıyım?" şeklinde bize agresif sorular yönelten kız kardeşlerimizin bile tuttuğu bir takım olunca herkesin her zaman tarafına birilerini çekme çabası da oluyor haliyle. Genellikle babaların, amcaların ve dayıların baş rolde olduğu mücadelede hedef kitle çocuklar oluyor. Büyük rüşvetlerin de döndüğü mücadelenin galibinin de eline ömür boyu "onu da ben bizim takımın taraftarı yaptım" gibi sözler söyleyerek övünebilme fırsatı geçiyor. Bu mücadelenin bazen ortada olan biri için değil çoktan tarafını seçmiş biri için olabileceğini de belirtmek gerek. Bu tip mücadelelerin olmadığı ve ailenin baskın spor adamının çocuğa doğar doğmaz formayı giydirip ilk fırsatta tribünle veya ilgilendiği spor branşı ile tanıştırdığı durumlar yok mu peki? Tabi ki var fakat muhtemelen bir azınlık bu durumu yaşamış olanları temsil ediyor, benim gibi futbolla yatıp futbolla kalkan birinin imrenerek baktığı bir azınlık.

Evet, ben de bir mücadelenin ortasında kalıp yolunu, doğru yolu, bulanlardanım; hatta belli bir yaşa kadar futbolu keyif aldığım bir sportif faaliyet olarak görmem sebebiyle o yolu geç bulanlardan. Yalnız mücadele dediğime bakmamak lazım çünkü çoğu zaman küçük çaplı bir savaşı çağrıştıran kelime, bizim ailede sadece rüşveti kapsıyordu. Bizimkiler çoktan sadece Milli Takım ve Avrupa kupası maçlarını anlık takip etmeye, geri kalan her türlü bilgiyi de "teletext"ten almaya başlamışlardı. Düşününce, dönemin şartlarına göre mücadele bile benim için lükstü. Her çocuk gibi bu durumun ekmeğini yerken öte yandan da gerçekten ciddi şekilde taraf seçme ihtiyacı hissediyordum. 7-8 yaşlarındaydım ve bildiğim üç şey vardı: Güçlü olmak iyi hissettiriyordu, aslanları seviyordum ve Galatasaray, Avrupa Şampiyonu'ydu. Bunlar tesadüf olamazdı fakat eksikliğini hissettiğim bir durum da vardı. Henüz kimse beni sarı-kırmızılı tarafa çekmeye çalışmamıştı. Bu düşünceler kafamda dönerken tanıştım ilk Galatasaray formamla. Adeta ışıklar içinden gelen ilahi bir mesajdı bana göre bu forma. Beni doğru yolda olduğuma inandırmıştı. Ben üzerimden o formayı çıkardım fakat o günden sonra kalbimden armayı hiç çıkarmadım.
2017-2018 Sezonu
Şampiyonluk maçı öncesi
deplasman totemi

Şimdi o günlere dönüp baktığımda benim için verilen mücadelenin bizdeki futbol sevgisinin son kıvılcımları olduğunu ve benim içimdeki sevginin alevlenmesi ile birlikte tamamıyla kaybolduğunu görüyorum, çok geç kalmadığım için de seviniyorum haliyle. Bu arada beni ilk formamla tanıştıran ve mücadelenin kazananı olan kişinin de dayım olduğunu söylemem gerek. Kendisi bununla övünür mü bilmem ama ben her gün doğru yolda olduğum için kendimle övünüyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder