15 Ağustos 2018 Çarşamba

Bitmeyen Şampiyonlar Ligi Hasreti: Fenerbahçe-Benfica

Geçen sezonun bitiminden sonra Fenerbahçe'nin hiçbir maçını 90 dakika seyretme fırsatım olmadı. Güçlü bir rakibe karşı iç sahada oynanan oyunun takımın karakterini yansıtacağını düşünerek eşleşmenin ikinci ayağını seyredeyim dedim.

Fenerbahçe'nin 10 sezondur Şampiyonlar Ligi gruplarına kalamadığı herkesin malumuydu. İlk maçta avantajlı skor elde edemese de 1-0'lık mağlubiyet tur şansını hiç de çöpe atacak bir sonuç değildi aslında. Kulüp yönetiminin değişmesi beraberinde teknik ekibin değişimini de getirdi Fenerbahçe'de. Hazırlık maçlarında ve ligin ilk haftasında değişimle birlikte heyecanlanan taraftarların takımla, kulüple barışık görüntü çizmesi de tur için ayrı umuttu. Taraftar desteğinin yadsınamaz etkisini göz önünde bulundurunca da Benfica'yı kolay bir maçın beklemeyeceğini düşündüm.

"Abi o eski Benfica yok." sözleri eşliğinde Fenerbahçe maça enerjik başladı. İsteğin ve azmin olduğunu gördük. Uyuşuk bir yapıda değillerdi ki geçen sezon ligdeki birçok maçta ansızın gelen durgunluk puanlara mâl olmuştu. Yalnız "yeni Benfica"nın oyuna adapte olup baskıyı kurması uzun sürmedi. Zaten kalede görülecek bir golden sonra turun ancak üç golle gelebilecek olması Fenerbahçe'yi hücumlarda frenliyordu. Sanki oyuncuların kafaları hep kendi yarı sahalarındaydı. Rakip hücumlarda çizgi halinde kalan ve rakibi pasif şekilde savunan Fenerbahçe savunmasının açığını ilk bulduğu anda değerlendiren Benfica'nın golü soğuk duş etkisi yarattı haliyle. Golde agresif şekilde hamle yapmaya çalışıp başarılı olamayan Neustadter'in hatası var dersek yanlış olmaz herhalde. Yoğun baskı sonucu Fenerbahçe'nin yaptığı top kayıpları da ilk yarının sonuna kadar fazlasıyla dikkat çekti. Ayew, Giuliano ve Valbuena gibi yetenekli hücum oyuncuları ne Fenerbahçe bunaldığında ileride top tutup rahatlatabildi takımı ne de ekstra hareketlerle skora etki edebildi. Sorumluluk alan kimse çıkmayınca hem hücumda hem savunmada Eljif kendini gösterdi. Devre arasına girilmeden Alper'in bulduğu gol, çölde bulunan vahadan daha kıymetliydi aslında. O golle umutlar diri kaldı.

İkinci yarıda Fenerbahçe'nin hırsı umudun göstergesiydi fakat bir başka dikkat çeken unsur Fenerbahçe'nin bütün sahayı efektif kullanamaması oldu. Organize sayılabilecek hücumların çok büyük bir kısmı Hasan Ali ve Valbuena'nın olduğu kanattan geldi. Isla'nın Hasan Ali'den daha çok hücumu düşünen bir oyuncu olduğunu ve önünde Ayew'ın oynadığını düşündüğümüzde sağ kanadın da bir o kadar etkili kullanılmasını bekleriz ama ne Isla'nın bindirmeleri yeterli oldu ne de Ayew'ın kalitesi. Cocu'nun net bir santrafor tercih etmediği oyunda sahte 9'lu 4-3-3 dizilişi bekledik. Bu merkezden gelecek hücumların da önemli bir yer tutacağı anlamına geliyordu lakin benim sahada gördüğüm daha çok 4-4-2'ydi ve ileri uçta Alper ve Giuliano bu oyuna, dizilişe adapte olamadı. Şener hamlesinin gecikmesi belki de oyunun kaderini etkiledi. Daha oturaklı oyun oynayabilecek Şener, Benfica'nın skoru tutmaya oynadığı dakikalarda oyuna girince sınırlı katkı verebildi. En yerinde hamle neydi diye sorarsanız da Bursaspor maçının yıldızı Barış'ın oyuna girmesiydi derim. Bu arenada tecrübeli olmaması sebebiyle ilk 11'de tercih edilmemesi tabi ki normal karşılanabilir ama girdikten sonra oyuna katkı verebileceğini gösterdiği gerçeğini de kimse inkar edemez.

Aslına bakarsak ilk yarının başından itibaren oyunu soğutmaya çalışan Benfica, oyunun sonlarına doğru futbol oynamaktan da vazgeçip sadece zaman geçirmeye çalışınca sonuç Fenerbahçe'nin lehine bir türlü gelişmedi ve Şampiyonlar Ligi hasreti 11 sezona çıktı. Eşleşmeyi Benfica üzerinden değerlendirmek mümkün değil mi? Tabi ki mümkün fakat zaten kadrosunda kim olursa olsun bir ekolü temsil eden Benfica, her daim Türk kulüplerini zorlayacak bir yapıda oldu. Bu yüzden bizim tarafımızı değerlendirmek daha doğru olur kanısına vardım. Fenerbahçe artık yoluna Avrupa Ligi'nde devam edecek ve belki de bu arenada kendini daha iyi gösterme fırsatı bulacak. Ben de her Türk kulübünün Avrupa kupalarında başarılı olmasını isteyen biri olarak Fenerbahçe'ye başarılar diliyorum. Umarım bizi gururlandırırlar.

NOT: Türkiye A Milli Takımlar seviyesinde son yıllarda Fenerbahçe'nin yetiştirdiği kaleciler ile maçlara çıktı. Bu konuda saygı duyulması gereken bir üne sahip olan Fenerbahçe, gelecek için adım atıp Berke Özer'i kadrosuna kattığında hem Berke için hem de Türkiye için sevindim fakat belli bir yaşa gelmiş ve inişli çıkışlı performans gösteren Volkan Demirel ile devam edilmesi ve hala birinci tercih olarak görülmesi beni şaşırtıyor. En yakın zamanda Berke'nin gerekli süreleri almasını umut ediyorum.









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder