23 Eylül 2018 Pazar

Çoklu Kişilik Bozukluğu: Akhisar Belediyespor-Galatasaray

Lige 4'te 4 ile başlayan Kasımpaşa'yı net bir skor ile mağlup eden Galatasaray, Şampiyonlar Ligi ilk maçında da evinde görkemli bir galibiyet aldı. Deplasmanlardaki etkisizliği ile nam salan Galatasaray için gayet moral ve motivasyon yükseltici bir haftadan sonra oynanacak deplasman maçının bu sefer farklı gelişeceği umuluyordu, olmadı.

Teknik direktör Safet Susiç ile yollarını ayıran Akhisar Belediyespor'da son maçlarda Galatasaray karşısında gösterdiği yüksek performansla özellikle dikkat çeken Seleznyov da cezalıydı. Üstüne bir de ev sahibi ekip, hafta içi Avrupa Ligi maçı oynamış ve kaybetmişti. Moralli Galatasaray, ligde henüz galibiyeti de bulunmayan rakibi karşısında mutlak favoriydi bu şartlar altında.

Galatasaray'ın ilk 11'i açıklandığında kafalar karışıktı. Evet, ileri uçta 3 tane hareketli oyuncuyu hep görmek istedi Galatasaray taraftarı sezon başından beri fakat Fatih Terim'im kazanan takımı bozması da beklenmiyordu. Eren Derdiyok, hücumdaki durağan performansı ile zaman zaman eleştirilse de Galatasaray'ın hücumlarda rakip sahaya yerleşmesine katkı sağlıyordu. İleride Eren olmadan set hücumu düşünmenin çok zor olduğu bir ortamda Galatasaray'ın maç başlamadan kağıt üzerinde bir kontra atak takımı görüntüsü vermesini çok hoş karşılamadım açıkçası.

Oynanmak istenen oyunun oyuncuları sahada olmayınca Galatasaray daha ilk dakikalarda ne kadar sıkıntı çektiğini ve çekeceğini gösterdi. Topu normalde ayağında daha çok tutan ekip olan Galatasaray, sürekli hareket halinde ve top tekniği sınırlı hücum hattıyla rakip sahaya yerleşemeyince, kaptırdıkları her top bocalamaya ve ardından gelişen hızlı Akhisar Bld. hücumlarına sebep oldu. Seleznyov'un yokluğunda Manu'yu ileri uca konumlandıran ev sahibi ekibin hızlı hücumlarla etkili olmaya çalışacağı aşikarken maç boyunca bu hücumlara çare bulamayan Galatasaray, "Biz bu maçı Manu'nun olduğu bir aksiyon sonucunda kalemizde gol görmeden tamamlayamayız." mesajını sürekli taraftara verdi. Maçın ilk tehlikeli pozisyonlarına da Akhisar Bld. girdi zaten. İlk dakikalarda Muslera'nın çıkardığı bir toptan sonra VAR'ın devreye girmesi ile iptal edilen bir de gol attı ev sahibi ekip. Galatasaray'ın herhangi bir şekilde reaksiyon verememesi de iyice çıkmaza soktu maçı derken bir duran top sonucu penaltı kazanıldı. Taraftarın üzerinde Gomis'ten kalma bir penaltı tedirginliği vardı ve nitekim korkulan başa geldi. Garry Rodrigues'in etkisiz penaltısını kaleci Fatih, çok iyi uzanarak kurtardı. Kaçan penaltı maçın kırılma anı oldu Galatasaray için çünkü 0-0'ı evinde dahi iyi oynayamayan ve kalesinde pozisyonlar görmüş Galatasaray'ı ancak 1-0'a gelen maç rahatlatabilirdi.

İkinci yarıda Akhisar Bld., aradığı golü -tam da istedikleri şekilde- Manu ile buldu. İki pas ile Serdar'ı oyundan düşüren Regattin-Manu ikilisi, Muslera ile karşı karşıya kalınacak pozisyonu hazırlayıp temiz bir şekilde bitirdiler. Fatih Terim'in gole reaksiyonu, Eren'i oyuna alıp maç boyunca hiçbir şey yapmayan Sinan'ı çıkarmak oldu. Şimdi "hiçbir şey yapmayan" diye geçiştirmek olur mu diyenler olacaktır ama Sinan, gerçekten sahada var mıydı yok muydu anlayamadım. Eren'in girmesi ile merkez orta sahada etkisiz kalan Emre de daha ileri geçerek ileri ucu destekleme rolünü aldı ve 4-4-2'ye yaklaşan bir diziliş gördük fakat sıkıntı hali hazırda etkisiz olan Galatasaray orta sahasının bu sisteme uyum sağlayamaması oldu. Aradan 10 dakika geçtikten sonra kenarda kalkan tabelayı görmek beni hayal kırıklığına uğrattı. Daha önce Fatih Terim dahil birçok teknik direktörü skor olarak gerideyken merkezden oyuncu eksiltip ileri adam aldıkları için eleştirmiştim çünkü bu değişiklik çoğu zaman değişikliği yapanlar adına hüsranla sonuçlanmıştı. Bu sefer de her ne kadar beklentileri karşılamasa da bir şekilde takımı merkezde ayakta tutan Fernando'nun çıkacağını görmek gerçekten en son görmek isteyeceğim aksiyondu. Bu hamle ile birlikte Galatasaray'ın topla oynama yüzdesinde düşüş gözlemlendi ilk anda. Devam eden dakikalarda da savunma önünde ciddi boşluklar gördük çünkü Badou tek başına yeterli olamadı. Dakikalar 80'i gösterdiğinde beklenen bir pozisyondan beklenmeyen bir sonuç çıktı. Akhisar Bld.'un Galatasaray savunmasının arkasına attığı topta Manu, hızı ile pozisyon önceliği elde etti ama konumu itibariyle ne gol atabilecek bir yerdeydi ne de bomboş durumdaydı çünkü kendisini marke eden Serdar hemen yanındaydı. Ne olduysa Muslera'nın Serdar'a topu bırak dercesine çıkışı ve topa dokunmayı becerememesi ile oldu. Penaltı kararı çıktı ve ardından Galatasaray, maçta 2-0 geriye düştü. Zaten maçta herhangi bir şekilde varlık gösteremeyen Galatasaraylı oyuncular, 2. golden sonra oyundan nasıl koptuklarını 4 dakika sonra bir duran topta birbirlerine girip 3. gole sebep olarak gösterdiler.

Trabzonspor deplasmanında alınan ağır mağlubiyetin Trabzonspor'un ekstra azmine ve maçın 10 kişi tamamlanmasına bağlandığı Galatasaray'da görüldü ki çuvaldız başkasına batırıldığında çözüm bulunamıyormuş. Garip olan şu ki Galatasaray, iç saha maçlarında ilk golü bulana kadar deplasmanlarda oynadığı oyunla aynı oyunu oynuyor. Bu da Galatasaray'da bir oyun planı oluşmazsa taraftar baskısından etkilenmeyecek ilk rakibin Galatasaray'ı evinde mağlup edebileceği anlamına geliyor ki şu durumda iç sahada alınamayacak 3 puanlar, elde olan tek silahın kaybedilmesi demek. Bu vesileyle söylemek isterim ki Galatasaray'a konulan "çoklu kişilik bozukluğu" teşhisi bir anlam ifade etmiyor benim ve birçokları için.

MAÇTAN NOTLAR:

-Muslera'nın en son ne zaman penaltı kurtardığını hatırlamıyorum. Sanıyorum Manchester United deplasmanından sonra doğru köşeyi bildiği penaltı sayısı bile çok az. VAR'ın da devrede olduğu sistemde artık penaltı kurtarmak gerekiyor ve kurtaramamak büyük bir eksiklik.

-Fatih Terim'in deplasman karnesi bu maçla daha da kötüleşti. Hocanın kendisiyle çelişerek kazanan takımı bozması da bir hayli endişelendirdi beni doğrusu.

-Serdar Aziz'in konsantrasyon problemine acil çözüm bulunmalı. Çok iyi performans gösterdiği maçlarda bile takımını yakacak hatalar yapabiliyor. Manu'yu kaçırmamalıydı.

-Ozan Kabak'ı ilk 11 başladığı ikinci maçında da kötü bulmadım. Top bile çıkarıyor gerektiğinde. Son golde tecrübe eksikliği öne çıktı ki o da maçın seyrini değiştirebilecek bir hata değildi.

-Akhisar Belediyespor kalecisi Fatih Öztürk, derbi oynayan Volkan Demirel gibi Galatasaray karşısında. Yanlış anlaşılmasın Akhisar ekibinin maçlarını yılda 3-4 kere seyrediyorum ve performansı gayet etkileyici fakat bu performansı genele yayabiliyor mu emin değilim.

-Elvis Manu'yu neden kimse savunamıyor?

-Mustafa Yumlu'nun Onyekuru'ya yaptığı faule kırmızı kart çıkmadıkça bu ligin kalitesi aynı kalır. Hakem mentalitesi değişmeli artık. İngiltere'de bir sezonda en az 4-5 kırmızı kart bu gibi pozisyonlara çıkıyor.

-Emre Akbaba, Galatasaray'da 10 numara veya kanat oyuncusu olarak düşünülmemeli. 8 numara olarak sağ veya sol içte etkili olabildiği görülüyor. Alanyaspor'daki lider karakterini hemen sahaya yansıtması beklenmemeli.

19 Eylül 2018 Çarşamba

Eve Dönüş: Galatasaray-Lokomotiv Moskova


“Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmektir.“ Ali Sami Yen

Galatasaray Spor Kulübü, her şeyden önce bir amaç uğruna kuruldu. Maksat her zaman çok açıktı kulübün kurucusu Ali Sami Yen'in de söylediği üzere: Türk olmayan takımları yenmek. Bu doğrultuda ilerleyen Galatasaray, Avrupa'nın zirvesini de gördü, sürpriz hayal kırıklıkları da yaşattı ama hiçbir zaman yerini yadırgamadı bu arenada. Dün de 3 yıla yakın bir aradan sonra yeniden amaçlarını gerçekleştirebileceği yerdeydi.


Kura çekiminde 4. torbada yer alan ve FFP dolayısıyla istediği gibi transfer dönemini geçiremeyen Galatasaray için yeni sistemde gruplardan bir şekilde çıkmak büyük bir başarı olarak görülebilirdi. Önceki şampiyonların ve şampiyonluğa oynayan takımların sahip olduğu kaynaklar ile diğerlerinin elinde olanları yan yana koyduğumuzda artık büyük bir uçurumun olduğu su götürmez bir gerçek. Yeni uygulamayla birlikte birinci ve ikinci torba arasındaki farkın kapanması da zaten kağıt üstünde gruplarda ilk ikiyi belirliyor çoğu zaman. Bu şartlar arasında beklentiler artık en aza indirgenmişken Diego Forlan'ın ellerinde D harfi belirdi. Bu D harfi Galatasaray'ın D grubunda mücadele edeceği anlamına geliyordu. Herkeste şaşkınlık ve sevinç hakimdi çünkü Dünya üzerinde hangi Galatasaraylıya sorarsak soralım bu grubu eliyle oluşturur ve Galatasaray'ı buraya koyardı. Lokomotiv Moskova, Porto, Schalke 04 ve Galatasaray. Rusya'nın son şampiyonu olması sebebiyle birinci torbadan kura çekimine katılan Moskova ekibi, herkesin eşleşmek isteyeceği bir rakipti bu şartlar altında. İkinci torbanın en zayıfları kimler desek herhalde Porto, Benfica ve Shakhtar derdik. Lokomotiv ve Porto ikilisinin cazibesini de herhalde ancak Liverpool ve Lyon bozabilirdi üçüncü torbadan fakat Schalke'nin de bu gruba eklenmesiyle 4. torbadan gelecek takım için D grubu adeta "lokum gibiydi". Bu kura ile Galatasaray, sıkıntılı döneminde altın buldu.

Evinde Lokomotiv Moskova ile oynayacağı ilk maç öncesinde Galatasaray, oyun olarak tatmin edici seviyeye ulaşamamıştı. Skorlardan bağımsız olarak yapılan eleştiriler vardı ki ben de istisnasız her yazımda ve konuşmamda Galatasaray'ın artılarından çok eksilerini dile getirdim. En başta 0-0'ı ve hatta 1-0'ı rahat oynayamayan, oyunu maç içinde fazlasıyla dalgalanan bir Galatasaray vardı. Fatih Terim'in de ideal kadroyu henüz bulamamış olması taraftarı biraz tedirgin ediyordu doğrusu. Maç öncesinde en güvenilir olgu takımın iç saha performansıydı.


İlk 11'ler belli olduğu zaman yine Galatasaray'ın farklı bir takımla sahaya çıkacağını gördük. Her şeye rağmen Belhanda'ya bir şans veren hoca, Onyekuru'yu hamle oyuncusu yapıp kulübeye çekmişti. Tecrübesinden ötürü Maicon'u savunmada bekleyenler ligde Ozan'ın yerine bekledikleri Donk ile karşılaştı. Sağ bekte ise yine temposu ve hızından ötürü Linnes tercih edilmişti. Lokomotiv Moskova'da da değişiklikler hakimdi. Ligdeki sistemlerinden farklı bir dizilişle, farklı oyuncularla sahaya çıktılar. Diziliş itibarıyla da daha savunmaya yönelik bir oyun oynayacakları görüntüsünü verdiler. İlk 20-25 dakikada iki farklı durumdan ötürü Galatasaray, istediklerini sahaya yansıtabildi. Bunlardan ilki Miranchuk ve Fernandes'in kanatlarda ve çizgide çok vakit geçirmesi, Ignatjev ve Idowu'nun da hali hazırda çizgi oyuncusu olması sebebiyle merkezin Galatasaray'a kalmasıydı. Bu sayede topa hakim olunabildi. İkinci durum ise Fernandes ve Miranchuk'un merkeze desteği ile kanatlardaki yoğunluğun azalmasıydı. Bu şekilde Yuto ve Linnes'i karşılayabilen kanat bekleri Garry ve Emre'ye istedikleri alanı verdi. Galatasaray'ın ilk golü de Rodrigues'in istediği alanı bulması sonucunda geldi.

Golden sonra maçın seyri değişti. Galatasaray presi azalttı ve %60'larda kontrol ettiği topu rakibe bıraktı. Bu noktada Lokomotiv Moskova, organize şekilde akan oyunda pozisyon bulamasa da duran toplar sonucunda Galatasaray kalesinde tehlikeler yarattı ki Fernando bir topu çizgiden çıkarmasa beraberlik kaçınılmaz olacaktı. İlk yarının son düdüğü çaldığında Belhanda ve Eren Derdiyok, hücumda doğru işleri yapmadıkları için eleştirilerin hedefi oldular. Evet, Belhanda'nın gerçekten ne rolü ne de yaptıkları belliydi ve göze batıyordu fakat Eren her ne kadar sınırlı hücum aksiyonlarının içinde bile fazla görülmese de mücadelesi ile rakip savunmayı yıpratan isim oldu ki bu maç sonundaki istatistiklerde de açık açık görülüyordu.


İkinci yarıda Galatasaray'ın 25-45. dakikalar arasından farkı daha çok hücumu düşünmesi oldu. Skoru koruma ve aktif dinlenme psikolojisi, rakibin baskısıyla panik havasına sebep olduğundan pasiflik bir kenara bırakıldı. Daha çok şut denendi, daha çok rakip ceza sahasına yaklaşıldı ve 66. dakikada da tehlikeli bölgede serbest vuruş kazanıldı. Herkesin "Ah, keşke Selçuk oyunda olsaydı" dediği bir noktaydı ve topun başında Eren ve Emre vardı. Kaleci topa Emre vuracakmış gibi barajı biraz daha kendi sağına kurmalarını isteyince Eren'e o müthiş vuruşu yapması için fırsat verdi. Kalecinin uzanamayacağı noktaya doğru topa falsoyu veren Eren, Galatasaray'ı 2-0 öne geçirdi ve fazlasıyla rahatlattı. Tam anlamıyla skoru korumak isteyen ve Belhanda'dan da hiç memnun gözükmeyen Fatih Terim, dakika 73'te Maicon'u oyuna aldı. Böylelikle hücum hattındaki oyuncuların da bir nebze kafası rahatladı ve son dakikalarda Lokomotiv Moskova en azından bir gol ararken rahat oynama fırsatı elde ettiler. Badou'nun gereksiz şekilde ikinci sarıdan kırmızı kart görmesi Galatasaray adına mükemmel giden bir maçta tatların kaçmasına sebep olsa da uzatma dakikalarında kontra atakla sonucunda elde edilen penaltı ve ardından gelen gol bir nebze bu tatsız olayı unutturdu.

Maç öncesi basın toplantılarında Lokomotiv Moskova teknik direktörü Yuri Semin, iddialı bir tavır takınmışken Fatih Terim ihtiyatı elinden bırakmamıştı. Bence bu tavırları oyuna da zaman zaman yansıdı ve tahmin edileceği üzere takımlar arasında bir uçurum yokken ihtiyatlı olmanın avantajları da vardı. Galatasaray, taraftarını da arkasına alarak maksimum faydayı alacağı planlarla oynadı. Arkasına bakmadan hücum eden bir takım görüntüsü hiçbir zaman vermediler ki bu da Fatih Terim'in oyun anlayışının da değiştiğini gösteriyor. Nihayetinde hem ligde hem Şampiyonlar Ligi'nde zorlu deplasman maçları oynayacak Galatasaray, çok net ve moralleri yükseltecek bir sonuç aldı. Galatasaray, amacına ulaşacağı yere, evine dönmüş ve bir kez daha kurucusunu ve taraftarını mahcup etmemişti günün sonunda.

MAÇTAN NOTLAR:

-Son dakikalarda gelen kontra atağın mimarı Onyekuru, ne kadar iyi bir hamle oyuncusu olabileceğini gösterdi.

-Maç öncesi basın toplantısında önemli bir süreyi Yuto Nagatomo'yu övmeye ayıran Fatih Terim'in ne kadar haklı olduğunu Yuto, sahada performansı ile gözler önüne serdi. Oyundan bir an bile düşmeyen Nagatomo, hem önündekilerle hem yanındakilerle mükemmel bir uyum içinde hareket ediyor.

-Yuri Semin'in 5-4-1 veya zaman zaman 5-3-2 olarak gözüken diziliş denemesi Lokomotiv Moskova'nın çok az yaptığı bir uygulamaydı. Bence oyuncu profiller, özellikle de kanat bekleri kesinlikle bu sisteme uygun değil.

-Smolov'un olmaması gerçekten çok büyük eksiklikti Moskova ekibi adına. Ne Farfan ne de oyuna girdikten sonra Eder akan oyunda hücum hattında etkili olabildi. Galatasaray savunmasının Moskova ileri uç oyuncularını durdurma konusunda herhangi bir problem yaşadığını düşünmüyorum.

-Galatasaray'ın duran top savunması çok dağınık. Adam adama savunma mı yapıyorlar yoksa alan mı savunuyorlar anlaşılmıyor ve toplar çok fazla boşta kalıyor. Moskova da bu şekilde tehlike yaratabildi zaten.


15 Eylül 2018 Cumartesi

Sarayda Sökmeyen Paşalık: Galatasaray-Kasımpaşa

2018-2019 sezonunun ilk kez "milli maç arasından dönüş sendromları"nın yaşanacağı haftasındayız. Haftanın açılış karşılaşmasından önce de birçok kişi bunun bilincindeydi bana kalırsa. Genelde bu araları da kimse sevmez zaten. Ya iyi giden takımların temposunu düşürür ya da zaten kötü giden ve umutların az olduğu takımları iyice dibe çeker. Belki ligin başında olduğumuz için ikinci seçeneği bu seferlik göz ardı edebiliriz. Peki bir üçüncü seçenek var mı? Var diyebiliriz fakat büyük bir istisna olduğunu da eklemek gerekir. Nedir bu üçüncü seçenek? Umutların her zaman olduğu takımlarda tökezleme yaşanırsa bu aralar toparlanmak için zaman kazandırır. Biz bu haftada birinci ve üçüncü seçeneğe tanıklık ettik.

Kasımpaşa, müthiş bir ritm yakalayarak lige 4'te 4 ile başlamıştı. Fikstür avantajı ile de değil tamamıyla kendi oyunları ile bu 4 haftada 12 puan toplayarak liderliğe yükseldiler. Milli maç arasının onlara arkadan yapılmış sarı kartlık bir müdahale gibi geleceği apaçık ortadaydı yani. Çünkü ne yıldızlardan kurulu bir takıma sahipler ne de asla kırılmayacak bir sisteme. Galatasaray ise felaket bir deplasman mağlubiyeti alıp kalesinden 4 gol çıkardıktan sonra milli araya girdi. Müthiş alternatifli bir kadro olmamasına karşın çeşitli hamlelerin yapılabileceği açıktı. Zaten kadro tercihleri çok da tartışılmaz değildi ilk 4 haftada. Böylece bahsettiğimiz üçüncü seçeneğe uyumlu olabilecek bir durum ortaya çıktı.

18 yaşındaki Ozan Kabak, maça ilk 11'de başladı.
Galatasaray'da ilk 11 açıklandığında taraftarlarda bir miktar şaşkınlık vardı. Fatih Terim'in söylemlerinden yola çıkarak savunmada Donk-Serdar ikilisi bekleniyordu. Orta saha kurgusu, Belhanda'nın da olmamasıyla kafalarda kesin gibiydi. Badou dahil edilecek hücum yükünü de Emre Akbaba çekecekti. Garry'nin sakatlığının tam olarak geçmesi ile de kanatlarda Henry-Garry aksiyonları vuku bulacaktı. Lakin bunların hiçbiri olmadı. Fatih Terim, neşteri vurmaya savunmanın sağından  başlamıştı. Linnes'e forma bir kez daha verildi. Ortada Serdar tamamdı fakat yanında ilk kez bir lig maçında 11 başlayacak olan 18 yaşındaki Ozan'ı görmek hem tebessüm ettirdi hem de kafalarda soru işaretleri oluşturdu. En net mesaj Fernando'ya verilmişti. Her ne kadar Galatasaray maçın büyük bölümünde bir kişi eksik mücadele etse de Trabzonspor maçında orta sahanın hemen hemen her ciddi pozisyonda tam geçirgen bir yapıya bürünmesinin faturası Fernando'ya kesildi ve Donk, onun bölgesinde maça başladı. Diğer sürpriz de Onyekuru'nun yedek, Sinan'ın 11'de başlamasıydı fakat maçtan önce bunun sebebinin kendisinin milli aradan bu sabaha karşı dönmesi olduğunu öğrendik.

Kasımpaşa ise son 3 haftada olan kadrosunu Tarkan Serbest haricinde korumuştu ki bana kalırsa Tarkan, maçın seyrini değiştirebilirdi. Ligin ilk haftasında Kasımpaşa'nın ilk 11'inde yine Tarık yoktu. O maça Khalili ile başladılar ve 2-0 geriye düştüler. Tarkan'ın girmesi ile deplasmanda müthiş bir geri dönüşe imza attılar. Tarık adeta bütün orta sahayı güvence altına alan bir isim gibiydi. Ondan sonraki 3 maçta da Tarık, ilk 11'de başladı. Performansının sonucunda Milli Takım'a da çağrıldı. Kemal Özdeş'e sırf bu sezondaki 4 hafta sebebi ile değil geçen sezonlardaki takım performansı ile de saygım sonsuz fakat ne olduysa bu maçta da Tarık ilk 11'de değildi ilk haftada olduğu gibi. Belki Galatasaray'ın ilk golüne kadar çok eksikliği hissedilmedi fakat ilk golden sonra takımı toparlayabilecek isim olabilirdi.



Maçı başından itibaren değerlendirecek olursak ilk yarıda Galatasaray'ın Alanyaspor maçının ilk yarısından ve Trabzonspor maçının tamamından farkı yoktu diyebiliriz. Zaten bugün ilk yarı bittiğinde Galatasaray'ın son 135 dakikada rakip kaleyi bulan şutu olmadığı istatistiği de karşımıza çıktı. Alanyaspor maçındaki gole kadar geçen zamanı da hesaba katınca tek bir şey söyleyebiliyoruz: Galatasaray'ın henüz bir 0-0 planı yok. Kilidi açmakta çok zorlanan Galatasaray'ın haliyle savunmasına ekstra önem vermesi gerekiyordu bu maçta da. Kasımpaşa'nın 4 haftada 6 gol atan golcüsüne karşı Galatasaray'ın 18 yaşındaki genç savunmacısı Ozan Kabak vardı. Ne var ki ne Diagne ve Kasımpaşa'nın geri kalanı hücumda parlak bir görüntü verdi ne de Galatasaray savunması herhangi bir hata yaptı. Ne tesadüftür ki kaleye organize şekilde bir türlü gidemeyen Galatasaray, golü yine Alanyaspor maçında olduğu gibi duran top sonucu oluşan karambolle buldu. Tam bu noktada Kemal Özdeş'ten Tarık hamlesi beklerdim kontrolü kaybetmeden fakat Galatasaray, ikinci golü fazla zaman geçmeden atınca pek de hamle şansı kalmadı hocanın. Bence ikinci golde savunmanın agresif şekilde öne çıkıp hattı bozmasından ziyade Badou'nun pasını seyreden Kasımpaşa orta sahasının hatası var ki burada Tarık olsaydı böyle bir pozisyon gelişebilir miydi soruları akıllara gelecektir. Galatasaray'ın üçüncü golü de tamamıyla savunmanın konsantrasyon kaybına bağlanabilir çünkü ilk yarıda hiçbir şekilde o bölgede etkili olamayan Garry, en güçlü silahını rahatça çıkarabilecek bir alan buldu kendine ve güzel bir gole imza attı. 3-0'dan sonra Kasımpaşa, önce Muslera'nın kurtarışı ile sonuçlanan bir pozisyona girdi ardından da tartışmalı bir penaltı kazanarak skoru 3-1'e getirdi. VAR diye bir sistem var ama ben hala tartışmalı diyebiliyorum. Ne kadar komik değil mi? Çok kısa süre sonra köşe vuruşundan gelen gol taraftarı yatıştırsa da sonlara doğru santraya kadar gidilmişken iptal edilen gol yine taraftarın VAR'a sallamasına yetti de arttı haklı veya haksız olarak.

Maç bittiğinde yine skor olarak tatmin edici bir sonuç ve geri alınan liderlik vardı Galatasaray'ın elinde fakat daha önce de söylediğim gibi ben ne skora ne liderliğe ne de oynanan oyuna güvenilebileceğini düşünüyorum kısa vadede. Bu maçta Galatasaray ve Türk futbolu adına ortak bir kazanımdan söz edebilirim sadece net olarak, o da Ozan Kabak. Kusursuz bir savunma performansı sergileyen ve hiçbir şekilde -penaltı pozisyonuna rağmen- oyun disiplininden kopmayan bir Ozan vardı sahada. Bunun dışında Galatasaray'ın 2 maçta iç sahada attığı 10 golün ve Kasımpaşa'nın kaybının iki takım için de geleceğe dair net mesajlar verdiğini söylemek doğru olmaz.


MAÇTAN NOTLAR:

-Bilmem fark edildi mi ama Muslera'nın kritik kurtarışları galibiyette önemli rol oynadı. Serdar'ın ters dokunuşundan sonra her şey bambaşka gelişebilirdi sonuçta.

-Garry Rodrigues'in attığı goller özgüven tazeleyecektir. Santrafor sıkıntısı çeken takımda kanatlara gelecek özgüvenin ilaç gibi olacağından hiç şüphe yok.

-Linnes'i seyrederken yoruluyorum.

-Sinan Gümüş'ün ilerideki mücadele katkısına bir de savunma katkısı eklenince aslında hiç de fena bir şey çıkmıyormuş. Sinan'ın rotasyonda çok önemli rolü olacaktır.

-Kasımpaşa'nın galibiyetlere gidiş şekli bu maçta daha da net gözüktü. Orta saha ve defansı çok kompakt tutan Kemal Özdeş, takıma hızlı hücum oyunu oynatıyor. Yanlış anlaşılmasın kontra-atak oyunu değil. Beklerin de birden hücuma katıldığı ve "vur-kaç" yapılan bir hücum anlayışı. Golü atan da Diagne gibi ceza sahasına hükmeden bir isim olunca sistem tıkır tıkır işliyor.

-Türkiye'de VAR'ın ne işe yaradığını birçok kişi merak ediyor.


2 Eylül 2018 Pazar

Fırtınada Kalan Çekirge: Trabzonspor-Galatasaray

Maç başlamadan önce iki takımı da değerlendirebileceğim bir çok veri vardı elimde. Gerek istatistiksel verilerle gerek oyun yapılarıyla olsun iki büyük takımı sezonun ilk 3 haftasına ve sahaya bu maç için sürülen 11'lere göre konuşabilirdim maçın psikolojik tarafını bir kenara koyarak. Peki maç sonu için bunu söylemek mümkün mü? Kesinlikle değil.

Trabzonspor'un görkemli galibiyetini konuşmamıza bu açıdan ne engel oluyor diye soranlara birçok Galatasaray taraftarı "Belhanda'nın kendini bilmezliği" cevabını verecektir fakat ben olaya farklı yaklaşmaya çalışıyorum. Henüz 3. dakikada gol bulan Trabzonspor'un topu tutmaya çalışan Galatasaray'ın hakimiyetini bir anda kırarak 25. dakikada durumu 2-0 getirmesi Belhanda'nın kendini bilmezliği miydi yoksa Trabzonspor'un azmi ve Galatasaray'ın gevşekliği mi? 30. dakikada oyundan atılan Belhanda, yaptığı hareketle zaten 30 dakika boyunca galibiyeti değil oyundan atılmayı istediğini gösterdiği için burada Galatasaray taraftarının mağlubiyeti Belhanda'ya yıkması bana anlamsız geliyor, gelecektir de.

Galatasaray'ın farklı mağlubiyetinin temel sebebi bana kalırsa geçen hafta alınan kağıt üzerindeki ihtişamlı galibiyet. İki şans golü ile 2-0'ı bulana kadar Galatasaray'ın Alanyaspor'u açamadığı herkesin malumu iken Fatih Terim'in açık takıma karşı iyi oynayan ekibi aynı şekilde Trabzonspor deplasmanına çıkarması pek akla yatkın bir şey gibi gözükmüyordu. İki farklı şekilde değerlendirenler oldu bunu: Yönetime transfer dönemi fiyaskosundan sonra tepki ve intihar. Üçüncü tarafı oluşturmak niyetiyle ben de "yüksek miktarda Fatih Terim kredibiletisi" dedim buna. Belhanda, Eren ve Sinan'ın galibiyetlerdeki katkısını göz ardı etmeyerek ligin başında ve henüz Şampiyonlar Ligi başlamamışken büyük bir maçta onları tekrar görme arzusu hakimdi muhtemelen hocada. Galatasaray ne ilk golü görmeden hareketlenebildi, ne de ilk golün şokunu atlatabildi. Tam biraz tutalım bir şeyler olur diyecekleri anda Trabzonspor'un ikinci golü geldi. İkinci golden sonra iyice sallanan Galatasaray'a en büyük darbeyi de Belhanda, iş ahlakından yoksun hareketiyle indirdi. Buradan sonra Galatasaray için konuşulabilecek hiçbir şey kalmadı. Lakin Trabzonspor ne kadar istekli ve iyi gözükse de atılan 4 gol de net savunma hatası kokuyordu. Hücumdaki etkisizliğini savunmadaki tepkisizliği harmanlayan Galatasaray'da ligin devre arasına kadar ahlar vahlar çok duyulacak gibi.

Trabzonspor'un performansını Galatasaray değerlendirmesinin arasına serpiştirilen cümleler ile anlatmaya çalışmak olmaz. 2011'den beri husumetleri olan Fenerbahçe'ye bilenmekten çok Galatasaray maçları için psikolojik olarak kendini hazır tutan Trabzonspor camiası yine istediğini aldı, hem de fazlasıyla. Galatasaray'ın 10 kişi kalmasından bağımsız olarak Trabzonspor'un etkili oyununun temelinde orta sahanın hücuma yönelik kurgusundaki değişiklik var. Büyük bir yetenek olmasına rağmen fiziksel yetersizliği ile de dikkat çeken Abdülkadir'in maça yetişmemesi belki de takımın bundan sonraki kadrosunu şekillendirmesinde büyük rol oynayacak bu maçta olduğu gibi. Yusuf Yazıcı'nın rahat olduğu 10 numara pozisyonuna geçmesi ve yeni transfer Nwakaeme'nin ilk 11'de yer bulması ile hücumda çok daha baskın ve canlı bir görüntü verdi Trabzonspor özellikle de son dakikada puan kaybı yaşanan Ankaragücü deplasmanından sonra. Maçta dikkat çeken diğer bir nokta ise kanat beklerin performansıydı. Pereira ve Novak'ın hücum anlamında çok iyi performanslarını görmüştüm fakat bunun yanına savunmayı da ekleyince rakip kanatlara çok zor anlar yaşatacaklarını gösterdiler. Genel olarak çok iyi organize olmuş bir Trabzonspor gördük mü? Hayır; fakat çok etkili bir iç saha oyunu gördüğümüzü söyleyebilirim. Burak Yılmaz'ın bitiriciliğinin Rodallega'dan daha iyi olduğunu ve kadrodaki yerini de alacağını düşünürsek bizi Trabzon'da bol gollü maçların beklediğini söylemek de yanlış olmayacaktır.

Eee, ne yapmalı, ne düşünmeli bundan sonra? Ligde 3 haftadır kazanmasına rağmen kendisine çekirge gözüyle bakılan Galatasaray, 4. kez sıçrayamadı ve fırtınaya kapıldı, savruldu. Galatasaray'ın elinde lig için alternatifli bir kadro mevcut. 4-0'lık ağır yenilgiden büyük dersler çıkarılabilir. Hatta altyapıdan gelen oyuncuların erken meyve vermesi kadroyu "zengin" olarak nitelendirmemize vesile bile olabilir zamanla. Fakat tekrar söylüyorum: LİG İÇİN. İsim isim bakılınca Şampiyonlar Ligi'nde dişine göre kura çeken Galatasaray'ın işi futbolun belki de en dişli arenasında çok zor olacaktır bu ismen değil cismen yetersiz kadro ile. Her sene şampiyonluk parolası ile yola çıkan Trabzonspor için ise yolun sonu neresi olacak bilmem fakat eğer oynadıkları oyun sürdürülebilir olursa diğer büyük takımların ilk haftalarda tökezlemesini referans alarak en azından seneye onları Avrupa kupalarında yeniden göreceğimizi söyleyebiliriz.

MAÇTAN NOTLAR:

-Nwakaeme, pazarda yürür gibi adam geçiyor. Geçmiş sezonlardaki istatistiklerine de bakacak olursak bu sene çok can yakar gibi.

-Trabzonspor'un stoper ikilisi araya birkaç top gelse dağılacak gibi duruyor. Fazla hamle adamı gibi gözüküyorlar.

-Maicon'a maçı 4 asistle bitirmiş dersek ne kadar yanlış olur bilmiyorum. Galatasaray'ın puan kayıplarına baktığımızda çok fazla Maicon görüyoruz.

-Belhanda'nın adam yaralamaya teşebbüsten birkaç maç ceza alması herkesin hayrına olacaktır. Yaptığı hareketin bir açıklaması olamaz. Önünde top ve yanında mücadele ettiğin biri varken yerdeki oyuncuya zarar vermeyi düşünmek pek insani değil.

-Bazen Selçuk'un faul alışlarını bile özlüyorum.




28 Ağustos 2018 Salı

Bu Bir Takım Oyunu: Galatasaray-A.Alanyaspor

Lige başlangıçlarını göz önünde bulundurduğumuzda siyah ve beyaz kadar farklı iki takımın mücadelesi oldu 90 dakika. Galatasaray'dan beklenen her zamanki gibi klasik bir iç saha oyunuydu. Dolayısıyla maçın seyrini ancak farklı bir reaksiyon gösterebilecek bir Alanyaspor değiştirebilirdi. Zaten iki yarının birbirinden farkı da bunu kanıtlar nitelikte.

Önce takımların maç başındaki oyuncu tercihlerini ele almak lazım. Alanyaspor'da kart cezalısı Isaac ve sakat Fernandes kadroda yoktu. Yani bir tarafta takımın hücum yükünü çeken diğer tarafta da orta sahaya dinamizm katan futbolculardan söz ediyoruz. Halihazırda takımın en yaratıcı ismi Emre Akbaba da Galatasaray'a transfer olunca Alanyaspor'un geçişlerde ve pozisyon üretmede sıkıntı çekmesi bekleniyordu maç içerisinde. Galatasaray'da ise giden Gomis'in ve sakat Garry'nin ardından elde fazla alternatif kalmadığından hücum hattı kafalarda soru işareti oluşturmuyordu; hakeza savunma hattı da öyle. Merak edilen orta saha kurgusuydu. Fatih Terim, "vurdulu kırdılı" oyununu bir tık ileri taşımakta kararlı olduğunu Emre Akbaba-Belhanda ikilisini birlikte başlatarak gösterdi. Böyle bir lükse sahip zaten iç sahada Galatasaray. Tabi ki bir de arkalarını toparlayacak Fernando var savunmanın önünde.

Kadroları gören herkesin aklından geçen muhtemelen anahtar pasların ve savunma arkası koşuların havada uçuşacağı bir maç seyretmekti. Geçtiğimiz maçlarda merkezden üretim sağlayamayan Galatasaray, bu maçta üretmekte kararlı gözüküyordu kağıt üzerinde iki yaratıcı 8 numara ile. Maçın ilk dakikalarında istenilenden ve beklenilenden farklı bir görüntü vardı. Neden mi? Bahsettiğim Alanyaspor reaksiyonu geldi anında. Topu tutan Galatasaray'a adam adama sıkı markajla karşılık verdiler. Ne geçen hafta oyuna girdikten sonra hücum aksiyonlarına yön veren Emre Akbaba vardı ilk yarım saat, ne de önünde istediği boşlukları bulan Onyekuru. Enselerinde hep en az bir Alanyasporlu vardı. Bu açıdan geriye yaptığı destek koşuları ile Efecan'ı ve kademeleri hep yerinde yapan Taha'yı çok beğendim. Maç biraz çıkmaza girmişken gelen duran top golü Galatasaray'ı kafaca rahatlattı fakat golden sonra ilk yarının sonuna kadar geçen 10 dakikada da Alanyaspor oyunundan taviz vermedi. Hal böyle olunca Galatasaray'ın hücum oyuncuları yetersiz gözükürken hem golü atıp hem de takımın sigortası olma görevini üstlenen Fernando, sahanın yıldızı oldu ilk yarıda. Benim takıldığım nokta ise maçın ilk net gol pozisyonu olan Bobo'nun kaçırdığı veya Muslera'nın kurtardığı an oldu. 2 haftadır gol atamayan Alanyaspor, Maicon'un yaptığı gereksiz agrefis savunma sonrasında golü bulmuş olsaydı tam olarak organize olamayan Galatasaray nasıl bir reaksiyon verirdi merak ediyorum doğrusu.

İkinci yarıda iki takım için de her şeyi farklı kılan erken gelen şans golü oldu. İlk yarı hücumda hiç etkinlik gösteremeyen Sinan, değişik bir noktadan şut deneyip rakibin yardımıyla golü buldu. Bu gol Alanyaspor'un hem umudunu hem direncini kırdı. İlk yarıda 4'e 1 pozisyonda bile ne yapacağını bilemeyen Galatasaray futbolcuları, skor ve rakip baskısı olmayınca farklı bir kimliğe büründü. O ölen pozisyonun kahramanı Sinan, Belhanda'nın hazırladığı çok daha zor bir pozisyonda pası Eren'e verince hiç ortalar gözükmeyen Eren bile tabelaya ismini yazdırdı. Nagatomo ve Mariano'nun ilk yarıdaki bindirmeleri, merkezden gelişen hücumların tutması ile minimuma düştü doğal olarak. Bu sayede ön taraf işlerken savunma güvenliği de ikinci plana atılmamış oldu. Eren'den sonra tamamıyla bireysel yetenek içeren bir Emre Akbaba golü, ardından sırasıyla güzel hazırlanılmış Onyekuru ve tekrar Emre golleri seyrettik. Oyuna girdiği dakika ilk kez topla buluştuğu anda pozisyonu okuyup uzak noktaya topu kesen Yunus Akgün'ün asisti de pastanın çileği oldu adeta ve tüm Galatasaraylıları geleceğe dair umutlandırdı.

Maçta ne öne çıktı diye bakacak olursak ben takım oyunu derim. Ne Galatasaray'a galibiyeti Onyekuru'nun rastgele atakları getirdi ne de Alanyaspor'u bireysel hatalar yaktı. Ne zaman Alanyaspor takım olarak direncini kaybetti ve Galatasaray tüm oyuncularla tempo yapmaya başladı, o zaman maçın seyri değişti. Artık Galatasaray taraftarı bir sonraki maça kadar takıma eklenecek oyuncuları düşünecek, Alanyaspor camiası ise yaralarını sarmaya çalışacak golsüz alınan 3 mağlubiyet sonrasında. 

MAÇTAN NOTLAR:

-Cenk Ahmet Alkılıç bir savunma oyuncusu değildir, savunmanın herhangi bir mevkisinde denenmemelidir, denenmesi teklif dahi edilmemelidir.

-"Yaşına bakmayın, leblebi gibi gol atacak." dediğim Bobo beni mahcup etmeye devam ediyor. Bu kadar sabit oynayan forveti ancak burnuna top atacak biri sayesinde golle buluşturabilirsin.

-Barış Başdaş, geçen seneki Karabükspor savunma hattı performansının Süper Lig'de sergilemeye devam edecek gibi.

-Onyekuru'nun kompozisyonda sıkıntılar mevcut. Giriş güzel, gelişme umut verici fakat sonunda ne olacağını kimse bilmiyor. Garry'nin vurmaması gereken yerde vurması, Henry'nin vurması gereken yerde pas düşünmesi gibi detaylar Galatasaray'ı bir miktar sıkıntıya sokacaktır ilerleyen günlerde.

-Galatasaray'ın futbolcuları fiziksel olarak Anadolu kulüplerinin futbolcularından daha iyi olmalı diye düşünüyoruz fakat her ikili mücadelede pozisyonu zorlamak yerine basit fauller kovalayınca komik duruma düşüyorlar. Taraftar mücadele görmek ister, bol bol duran top değil.

20 Ağustos 2018 Pazartesi

Karşılıklı Kanat Akınları: Galatasaray-Göztepe

Hazırlık döneminden beri Galatasaray'ın gerek hücum temposunu gerek de savunma yapısını eleştiriyorum. Galatasaray'ın iç sahada oynadığı ilk maç da gösterdi ki en azından benim eleştirilerim bir süre daha devam edecek. 

Geçtiğimiz sezon iç sahada bileği bükülmeyen Galatasaray, aynı şekilde bu sezon da devam edebilecek mi sorusu vardı akıllarda ilk iç saha maçı öncesinde. Deplasmanlarda rahat oynayamayan, rakip sahaya yerleştiğinde bile hücumu nasıl bitireceğini kestiremediğimiz Galatasaray'ın bu istatistiği benim için açıkçası sayılardan ibaret ve bu maç sonrasında da öyle olmaya devam ediyor. Neden mi? Seyircinin oluşturduğu atmosfer, rakip ve hakem kim olursa olsun baskı oluşturuyor. Baskı, rakibi pasifleştiriyor ve Galatasaray'ı daha etkin gösteriyor. Yani ortada Galatasaray'ın taktiksel üstünlüğünden bahsetmek maçların çoğunda mümkün değil. Haliyle Galatasaray'ın foyası da deplasmanda ortaya çıkıyor. Geçtiğimiz sezon alınan puan ve puanlara, bu sezon da Ankaragücü maçına baktığımızda kalitenin ön plana çıktığını görüyoruz zaten, oyun planının değil.

Bu maç özelinde baktığımızda da Galatasaray'da farklı bir şey göremedik. Hatta belli aralıklarda baskın ev sahibi görüntüsünden çok uzaktı. Bunun ilk sebebi Göztepe'nin ortaya koyduğu dinamizmdi. Geçen hafta Yeni Malatyaspor karşısında 9 kişi kalan Göztepe'nin mücadeleyi hiç bırakmaması aslında bu hafta seyredeceğimiz maçta bizi nelerin beklediğini gösteriyordu. Poko-Castro ikilisinin kalitesini ve sertliğini Alpaslan-Tayfur ikilisinde göremesek de maç içinde çok sırıtmadıklarını söyleyebiliriz. İkinci sebebi ise Galatasaray'da Akhisar Belediyespor maçından sonra başlayan denemeler serisiydi. Fatih Terim, performans ve sakatlık sorunları sebebiyle ligin ilk iki maçında geçtiğimiz sezonun ideal kadrosundan farklı 11'ler sahaya sürdü. Ankaragücü maçında sonradan maça dahil olan Belhanda, Garry'nin sakatlığından dolayı bu sefer 11'deydi. Birbirleri ile aynı anda sahada fazla zaman geçirmemiş bir hücum hattı olunca da Galatasaray, ilk 15 dakika rakip sahaya yerleşmekte sıkıntı çekti ve hücumda üretken bir görüntü veremedi.

Maçta iki takımda da eksik olarak göze çarpan belki de en önemli unsur merkezden gelen hücum aksiyonlarıydı. Göztepe'de cezalı orta saha oyuncularının yanına bir de kadro dışı kalan santrafor Ghilas eklenince bütün yük kanatlara kaldı. Geçen sezon tanıklık ettiğimiz Demba Ba performansı ile karşılaştırdığımızda zaten Deniz ve Ghilas ligin ilk iki maçında bir hayli etkisizdi. Maç boyunca önemli işler yapsalar da bence Halil ve Yasin'in etkin gözükmesinin sebebi buydu. Aynı şekilde Belhanda'nın gerekli katkıyı verememesi, önceki iki maçta kredi kazanan Eren'in düşük Gomis performansının üzerine bile çıkmaması ve Eren'e saha içinde en yakın gözüken Sinan'ın desteğinin yetersizliği, Galatasaray'ı da kanat oyunlarına itti ve burada da sahneye Nagatomo ve Mariano çıktı. Merkezden oyun kurma eksikliği hocanın da gözüne çarpmış olacak ki zaman zaman geride açıklar verilse de Fernando daha çok hücuma destek vermeye başladı. Zaten kontra atak sonucu gelen Onyekuru'nun usta işi golünün mimarı da attığı mükemmel pasla Fernando oldu. Galatasaray'ın golden önceki tek tehlike yarattığı pozisyonun da Belhanda'nın dahil olduğu merkezden gelişen bir aksiyon olduğunu da söylemek gerek.

Ben burada maçın biraz da dışına çıkarak Belhanda'ya bir parantez açmak istiyorum. Belhanda'nın yetenekli bir oyuncu olduğu yadsınamaz bir gerçek. Montpellier'de şampiyonluk yaşadığı sezondan itibaren  kalitesinden ötürü hep piyasası olan bir oyuncu oldu performansına bakılmaksızın. Galatasaray'a gelmeden önce de Nice'te Favre yönetiminde kiralık olarak iyi bir sezon geçirdi. Bu şartlar altında tek problem kendisi için ödenen bonservis bedeli ve kendisine ödenen maaş oldu en başta. Sonrasında gösterdiği performans ise taraftarı ikiye böldü. Bir tarafta asistin asisti, ikili mücadele sayısı, koşu mesafesi gibi istatistiklere bakıp Belhanda'nın faydalı bir oyuncu olduğunu savunan bir güruh varken diğer tarafta Hagi, Lincoln ve Sneijder gibi oyunun seyrini değiştiren 10 numaralardan sonra istediği verimi bir türlü alamayan anti-Belhanda timi var şu anda. Takım zorda kaldığında sorumluluk alan bir oyun kurucu göremeyince ben de haliyle anti-Belhanda timine katıldım bir zaman sonra. Aslına bakarsak Fatih Terim de ya oyunu iki yönüyle çok iyi oynayan orta saha oyuncuları tercih etti 4-4-2 oynattığı zamanlarda ya da oyunun tek yönüne gerçekten ağırlığını koyabilen oyuncuları. Şimdi Belhanda'yı kanada atıyor olmuyor, 8 numaraya çekiyor olmuyor, 10 numara yapıp yayın çevresinde kullanıyor yine olmuyor. Ekonomide "batık maliyet (sunk cost)" kavramı vardır. Herhangi bir şekilde kurtarılmayacak ve artık düşünülmemesi gereken maliyeti, zararı temsil eder. Bizim dilimizdeki "Zararın neresinden dönersen dön kârdır." sözünü karşılar bir nevi. Artık Belhanda'ya 8 milyon Euro veren çıkar mı orası muamma ve 1-2 milyonu gözetip elde tutmak da büyük sıkıntı teşkil ediyor bana kalırsa Emre Akbaba transferinin ardından. Bu yüzden bu transferi "batık maliyet" olarak değerlendirmek mantıklı bir hamle olabilir.


Oyuna tekrar dönecek olursak değinmemiz gereken bölüm Gomis'in ve yeni transfer Emre Akbaba'nın birlikte oynadığı zaman aralığı olacaktır. Öncelikle sormamız gereken soru da şu: Oyuna girdikten sonra Gomis neyi değiştirdi? Kendi düşüncemi lafı dolandırmadan söylüyorum: Hiçbir şeyi. Fakat Gomis saha içinde Eren'den etkili göründü mü? Göründü. Bunun sebebi biraz kendi isteği olsa da bence temelde oyunculardaki ya da belki de Fatih Terim'deki "Gomis'e verelim de ceza sahasında bir şeyler yapsın" düşüncesiydi. Toplar ona geldi, o da etkin gözüktü. Taraftarın gözü Gomis'ten çok Emre'nin üzerindeydi açıkçası. Fatih Terim'in onu Belhanda'nın yerine değil Sinan'ın yerine alınması değişik bir tercihti ama Emre, ayağına aldığı her topu nerede olursa olsun olumlu değerlendirebileceğini gösterdi. Fatih Terim de "Emre Akbaba illa Belhan'nın yerinde oynayacak diye bir şey yok, çizgide de oynar." dedi fakat ben bu konuya temkinli yaklaşıyorum çünkü çizgi demek tempo ve hız demek. 

Son olarak Galatasaray'a N'Diaye'nin dahil olacağı söyleniyor. Badou geçen sezon devre arasında takımdan ayrıldığından beri onun temposuna Nagatomo dışında ulaşabilen olmadı ki bu tempoyu orta sahada yakalamak çok önemli bir meziyet fakat bu durumda ortaya teknik kalite problemi çıkabilir bu yüzden merkezden bir türlü etkili olamayan Galatasaray'da orta saha tercihleri önümüzdeki maçlarda bir hayli önemli rol oynayacak.





15 Ağustos 2018 Çarşamba

Bitmeyen Şampiyonlar Ligi Hasreti: Fenerbahçe-Benfica

Geçen sezonun bitiminden sonra Fenerbahçe'nin hiçbir maçını 90 dakika seyretme fırsatım olmadı. Güçlü bir rakibe karşı iç sahada oynanan oyunun takımın karakterini yansıtacağını düşünerek eşleşmenin ikinci ayağını seyredeyim dedim.

Fenerbahçe'nin 10 sezondur Şampiyonlar Ligi gruplarına kalamadığı herkesin malumuydu. İlk maçta avantajlı skor elde edemese de 1-0'lık mağlubiyet tur şansını hiç de çöpe atacak bir sonuç değildi aslında. Kulüp yönetiminin değişmesi beraberinde teknik ekibin değişimini de getirdi Fenerbahçe'de. Hazırlık maçlarında ve ligin ilk haftasında değişimle birlikte heyecanlanan taraftarların takımla, kulüple barışık görüntü çizmesi de tur için ayrı umuttu. Taraftar desteğinin yadsınamaz etkisini göz önünde bulundurunca da Benfica'yı kolay bir maçın beklemeyeceğini düşündüm.

"Abi o eski Benfica yok." sözleri eşliğinde Fenerbahçe maça enerjik başladı. İsteğin ve azmin olduğunu gördük. Uyuşuk bir yapıda değillerdi ki geçen sezon ligdeki birçok maçta ansızın gelen durgunluk puanlara mâl olmuştu. Yalnız "yeni Benfica"nın oyuna adapte olup baskıyı kurması uzun sürmedi. Zaten kalede görülecek bir golden sonra turun ancak üç golle gelebilecek olması Fenerbahçe'yi hücumlarda frenliyordu. Sanki oyuncuların kafaları hep kendi yarı sahalarındaydı. Rakip hücumlarda çizgi halinde kalan ve rakibi pasif şekilde savunan Fenerbahçe savunmasının açığını ilk bulduğu anda değerlendiren Benfica'nın golü soğuk duş etkisi yarattı haliyle. Golde agresif şekilde hamle yapmaya çalışıp başarılı olamayan Neustadter'in hatası var dersek yanlış olmaz herhalde. Yoğun baskı sonucu Fenerbahçe'nin yaptığı top kayıpları da ilk yarının sonuna kadar fazlasıyla dikkat çekti. Ayew, Giuliano ve Valbuena gibi yetenekli hücum oyuncuları ne Fenerbahçe bunaldığında ileride top tutup rahatlatabildi takımı ne de ekstra hareketlerle skora etki edebildi. Sorumluluk alan kimse çıkmayınca hem hücumda hem savunmada Eljif kendini gösterdi. Devre arasına girilmeden Alper'in bulduğu gol, çölde bulunan vahadan daha kıymetliydi aslında. O golle umutlar diri kaldı.

İkinci yarıda Fenerbahçe'nin hırsı umudun göstergesiydi fakat bir başka dikkat çeken unsur Fenerbahçe'nin bütün sahayı efektif kullanamaması oldu. Organize sayılabilecek hücumların çok büyük bir kısmı Hasan Ali ve Valbuena'nın olduğu kanattan geldi. Isla'nın Hasan Ali'den daha çok hücumu düşünen bir oyuncu olduğunu ve önünde Ayew'ın oynadığını düşündüğümüzde sağ kanadın da bir o kadar etkili kullanılmasını bekleriz ama ne Isla'nın bindirmeleri yeterli oldu ne de Ayew'ın kalitesi. Cocu'nun net bir santrafor tercih etmediği oyunda sahte 9'lu 4-3-3 dizilişi bekledik. Bu merkezden gelecek hücumların da önemli bir yer tutacağı anlamına geliyordu lakin benim sahada gördüğüm daha çok 4-4-2'ydi ve ileri uçta Alper ve Giuliano bu oyuna, dizilişe adapte olamadı. Şener hamlesinin gecikmesi belki de oyunun kaderini etkiledi. Daha oturaklı oyun oynayabilecek Şener, Benfica'nın skoru tutmaya oynadığı dakikalarda oyuna girince sınırlı katkı verebildi. En yerinde hamle neydi diye sorarsanız da Bursaspor maçının yıldızı Barış'ın oyuna girmesiydi derim. Bu arenada tecrübeli olmaması sebebiyle ilk 11'de tercih edilmemesi tabi ki normal karşılanabilir ama girdikten sonra oyuna katkı verebileceğini gösterdiği gerçeğini de kimse inkar edemez.

Aslına bakarsak ilk yarının başından itibaren oyunu soğutmaya çalışan Benfica, oyunun sonlarına doğru futbol oynamaktan da vazgeçip sadece zaman geçirmeye çalışınca sonuç Fenerbahçe'nin lehine bir türlü gelişmedi ve Şampiyonlar Ligi hasreti 11 sezona çıktı. Eşleşmeyi Benfica üzerinden değerlendirmek mümkün değil mi? Tabi ki mümkün fakat zaten kadrosunda kim olursa olsun bir ekolü temsil eden Benfica, her daim Türk kulüplerini zorlayacak bir yapıda oldu. Bu yüzden bizim tarafımızı değerlendirmek daha doğru olur kanısına vardım. Fenerbahçe artık yoluna Avrupa Ligi'nde devam edecek ve belki de bu arenada kendini daha iyi gösterme fırsatı bulacak. Ben de her Türk kulübünün Avrupa kupalarında başarılı olmasını isteyen biri olarak Fenerbahçe'ye başarılar diliyorum. Umarım bizi gururlandırırlar.

NOT: Türkiye A Milli Takımlar seviyesinde son yıllarda Fenerbahçe'nin yetiştirdiği kaleciler ile maçlara çıktı. Bu konuda saygı duyulması gereken bir üne sahip olan Fenerbahçe, gelecek için adım atıp Berke Özer'i kadrosuna kattığında hem Berke için hem de Türkiye için sevindim fakat belli bir yaşa gelmiş ve inişli çıkışlı performans gösteren Volkan Demirel ile devam edilmesi ve hala birinci tercih olarak görülmesi beni şaşırtıyor. En yakın zamanda Berke'nin gerekli süreleri almasını umut ediyorum.