“Maksadımız
İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve
Türk olmayan takımları yenmektir.“ Ali Sami Yen
Galatasaray Spor Kulübü, her şeyden önce bir amaç uğruna kuruldu. Maksat
her zaman çok açıktı kulübün kurucusu Ali Sami Yen'in de söylediği üzere: Türk
olmayan takımları yenmek. Bu doğrultuda ilerleyen Galatasaray, Avrupa'nın
zirvesini de gördü, sürpriz hayal kırıklıkları da yaşattı ama hiçbir zaman
yerini yadırgamadı bu arenada. Dün de 3 yıla yakın bir aradan sonra yeniden
amaçlarını gerçekleştirebileceği yerdeydi.
Kura çekiminde 4. torbada yer alan ve FFP dolayısıyla istediği gibi transfer
dönemini geçiremeyen Galatasaray için yeni sistemde gruplardan bir şekilde
çıkmak büyük bir başarı olarak görülebilirdi. Önceki şampiyonların ve
şampiyonluğa oynayan takımların sahip olduğu kaynaklar ile diğerlerinin elinde
olanları yan yana koyduğumuzda artık büyük bir uçurumun olduğu su götürmez bir
gerçek. Yeni uygulamayla birlikte birinci ve ikinci torba arasındaki farkın
kapanması da zaten kağıt üstünde gruplarda ilk ikiyi belirliyor çoğu zaman. Bu
şartlar arasında beklentiler artık en aza indirgenmişken Diego Forlan'ın ellerinde
D harfi belirdi. Bu D harfi Galatasaray'ın D grubunda mücadele edeceği anlamına
geliyordu. Herkeste şaşkınlık ve sevinç hakimdi çünkü
Dünya üzerinde hangi Galatasaraylıya sorarsak soralım bu grubu eliyle oluşturur
ve Galatasaray'ı buraya koyardı. Lokomotiv Moskova, Porto, Schalke 04 ve
Galatasaray. Rusya'nın son şampiyonu olması sebebiyle birinci torbadan kura
çekimine katılan Moskova ekibi, herkesin eşleşmek isteyeceği bir rakipti bu
şartlar altında. İkinci torbanın en zayıfları kimler desek herhalde Porto,
Benfica ve Shakhtar derdik. Lokomotiv ve Porto ikilisinin cazibesini de
herhalde ancak Liverpool ve Lyon bozabilirdi üçüncü torbadan fakat Schalke'nin
de bu gruba eklenmesiyle 4. torbadan gelecek takım için D grubu adeta
"lokum gibiydi". Bu kura ile Galatasaray, sıkıntılı döneminde altın
buldu.
Evinde Lokomotiv Moskova ile oynayacağı ilk maç öncesinde Galatasaray, oyun olarak tatmin edici seviyeye ulaşamamıştı. Skorlardan bağımsız olarak yapılan eleştiriler vardı ki ben de istisnasız her yazımda ve konuşmamda Galatasaray'ın artılarından çok eksilerini dile getirdim. En başta 0-0'ı ve hatta 1-0'ı rahat oynayamayan, oyunu maç içinde fazlasıyla dalgalanan bir Galatasaray vardı. Fatih Terim'in de ideal kadroyu henüz bulamamış olması taraftarı biraz tedirgin ediyordu doğrusu. Maç öncesinde en güvenilir olgu takımın iç saha performansıydı.
İlk 11'ler belli olduğu zaman yine Galatasaray'ın farklı bir takımla sahaya
çıkacağını gördük. Her şeye rağmen Belhanda'ya bir şans veren hoca, Onyekuru'yu
hamle oyuncusu yapıp kulübeye çekmişti. Tecrübesinden ötürü Maicon'u savunmada
bekleyenler ligde Ozan'ın yerine bekledikleri Donk ile karşılaştı. Sağ bekte
ise yine temposu ve hızından ötürü Linnes tercih edilmişti. Lokomotiv
Moskova'da da değişiklikler hakimdi. Ligdeki sistemlerinden farklı bir
dizilişle, farklı oyuncularla sahaya çıktılar. Diziliş itibarıyla da daha
savunmaya yönelik bir oyun oynayacakları görüntüsünü verdiler. İlk 20-25
dakikada iki farklı durumdan ötürü Galatasaray, istediklerini sahaya
yansıtabildi. Bunlardan ilki Miranchuk ve Fernandes'in kanatlarda ve çizgide
çok vakit geçirmesi, Ignatjev ve Idowu'nun da hali hazırda çizgi oyuncusu
olması sebebiyle merkezin Galatasaray'a kalmasıydı. Bu sayede topa hakim
olunabildi. İkinci durum ise Fernandes ve Miranchuk'un merkeze desteği ile
kanatlardaki yoğunluğun azalmasıydı. Bu şekilde Yuto ve Linnes'i karşılayabilen
kanat bekleri Garry ve Emre'ye istedikleri alanı verdi. Galatasaray'ın ilk golü
de Rodrigues'in istediği alanı bulması sonucunda geldi.
Golden sonra maçın seyri değişti. Galatasaray presi azalttı ve %60'larda kontrol ettiği topu rakibe bıraktı. Bu noktada Lokomotiv Moskova, organize şekilde akan oyunda pozisyon bulamasa da duran toplar sonucunda Galatasaray kalesinde tehlikeler yarattı ki Fernando bir topu çizgiden çıkarmasa beraberlik kaçınılmaz olacaktı. İlk yarının son düdüğü çaldığında Belhanda ve Eren Derdiyok, hücumda doğru işleri yapmadıkları için eleştirilerin hedefi oldular. Evet, Belhanda'nın gerçekten ne rolü ne de yaptıkları belliydi ve göze batıyordu fakat Eren her ne kadar sınırlı hücum aksiyonlarının içinde bile fazla görülmese de mücadelesi ile rakip savunmayı yıpratan isim oldu ki bu maç sonundaki istatistiklerde de açık açık görülüyordu.
İkinci yarıda Galatasaray'ın 25-45. dakikalar arasından farkı daha çok hücumu
düşünmesi oldu. Skoru koruma ve aktif dinlenme psikolojisi, rakibin baskısıyla
panik havasına sebep olduğundan pasiflik bir kenara bırakıldı. Daha çok şut
denendi, daha çok rakip ceza sahasına yaklaşıldı ve 66. dakikada da tehlikeli
bölgede serbest vuruş kazanıldı. Herkesin "Ah, keşke Selçuk oyunda olsaydı"
dediği bir noktaydı ve topun başında Eren ve Emre vardı. Kaleci topa Emre
vuracakmış gibi barajı biraz daha kendi sağına kurmalarını isteyince Eren'e o
müthiş vuruşu yapması için fırsat verdi. Kalecinin uzanamayacağı noktaya doğru
topa falsoyu veren Eren, Galatasaray'ı 2-0 öne geçirdi ve fazlasıyla
rahatlattı. Tam anlamıyla skoru korumak isteyen ve Belhanda'dan da hiç memnun
gözükmeyen Fatih Terim, dakika 73'te Maicon'u oyuna aldı. Böylelikle hücum
hattındaki oyuncuların da bir nebze kafası rahatladı ve son dakikalarda
Lokomotiv Moskova en azından bir gol ararken rahat oynama fırsatı elde ettiler.
Badou'nun gereksiz şekilde ikinci sarıdan kırmızı kart görmesi Galatasaray
adına mükemmel giden bir maçta tatların kaçmasına sebep olsa da uzatma dakikalarında
kontra atakla sonucunda elde edilen penaltı ve ardından gelen gol bir nebze bu
tatsız olayı unutturdu.
Maç öncesi basın toplantılarında Lokomotiv Moskova teknik direktörü Yuri Semin, iddialı bir tavır takınmışken Fatih Terim ihtiyatı elinden bırakmamıştı. Bence bu tavırları oyuna da zaman zaman yansıdı ve tahmin edileceği üzere takımlar arasında bir uçurum yokken ihtiyatlı olmanın avantajları da vardı. Galatasaray, taraftarını da arkasına alarak maksimum faydayı alacağı planlarla oynadı. Arkasına bakmadan hücum eden bir takım görüntüsü hiçbir zaman vermediler ki bu da Fatih Terim'in oyun anlayışının da değiştiğini gösteriyor. Nihayetinde hem ligde hem Şampiyonlar Ligi'nde zorlu deplasman maçları oynayacak Galatasaray, çok net ve moralleri yükseltecek bir sonuç aldı. Galatasaray, amacına ulaşacağı yere, evine dönmüş ve bir kez daha kurucusunu ve taraftarını mahcup etmemişti günün sonunda.
MAÇTAN NOTLAR:
-Son dakikalarda gelen kontra atağın mimarı Onyekuru, ne kadar iyi bir hamle oyuncusu olabileceğini gösterdi.
-Maç öncesi basın toplantısında önemli bir süreyi Yuto Nagatomo'yu övmeye ayıran Fatih Terim'in ne kadar haklı olduğunu Yuto, sahada performansı ile gözler önüne serdi. Oyundan bir an bile düşmeyen Nagatomo, hem önündekilerle hem yanındakilerle mükemmel bir uyum içinde hareket ediyor.
-Yuri Semin'in 5-4-1 veya zaman zaman 5-3-2 olarak gözüken diziliş denemesi Lokomotiv Moskova'nın çok az yaptığı bir uygulamaydı. Bence oyuncu profiller, özellikle de kanat bekleri kesinlikle bu sisteme uygun değil.
-Smolov'un olmaması gerçekten çok büyük eksiklikti Moskova ekibi adına. Ne Farfan ne de oyuna girdikten sonra Eder akan oyunda hücum hattında etkili olabildi. Galatasaray savunmasının Moskova ileri uç oyuncularını durdurma konusunda herhangi bir problem yaşadığını düşünmüyorum.
-Galatasaray'ın duran top savunması çok dağınık. Adam adama savunma mı yapıyorlar yoksa alan mı savunuyorlar anlaşılmıyor ve toplar çok fazla boşta kalıyor. Moskova da bu şekilde tehlike yaratabildi zaten.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder