Bir sezonu kapatıp yeni sezonu müjdeleyen kupa geride kaldı. Geçen sezon olduğu gibi bu sezon da bir sürprize tanıklık etmiş olduk son penaltının kaleyi bulmasıyla. Normal süresi ve uzatma dakikaları 1-1 sonuçlanan maçın galibi seri penaltı atışları sonunda Akhisar Belediyespor oldu. Konyaspor'un geçtiğimiz sezonu iki kupa ile tamamlamasının ardından gelen bu sürpriz sonuç aslında kimilerine de pek sürpriz olmadı.
Bir veya iki maçın sonunda elenecek bir takımın olduğu formatlarda kaza kurşunları her zaman normal karşılanır fakat Akhisar Belediyespor'un Türkiye Kupası macerası kaza kurşunları ile anılmaktan çok uzaktı. Çeyrek finalde sezonun formda takımı Kayserispor'u iki maçın sonunda kaybetmeden turnuva dışına iten Akhisar ekibi, yarı finalde Galatasaray ile eşleşti. Diğer yarı final eşleşmesine (Beşiktaş-Fenerbahçe) göre daha sönük ve favorisi çok daha net bir eşleşme gibi gözüküyordu. İlk maçı deplasmanda kazanan Galatasaray, evinde maç kaybetmediği düşünüldüğünde çoktan adını finale yazdırmıştı kafalarda fakat sonuç hiç de öyle olmadı. Süper Kupa'da olduğu gibi erken gol bulan Akhisar Belediyespor, Galatasaray hücumlarını savunmada sete oturarak durdurmayı başardı. Okan Buruk'un takımı kaleye otobüs çeken bir takım görüntüsü değil, oturaklı bir kontra atak takımı görüntüsü verdi maç boyunca. 2-0'lık sonuç ve final biletiyle İstanbul'dan ayrılan ekip, final maçında da çizgisini hiç bozmadı Fenerbahçe karşısında. Maç boyunca hiç yenik duruma düşmeyerek maçta kalan Akhisar Belediyespor, tarihlerindeki ilk kupaya ulaşmış oldu. Hem de en zorlu yoldan.
Akhisar Belediyespor'un Süper Kupa'daki rakibi Galatasaray, ligin son haftasına kadar süren şampiyonluk yarışında ipi göğüsleyen takım olmuştu Igor Tudor'un kurduğu takım ile Fatih Terim önderliğinde. Her ne kadar kadroda Fatih Terim'in sevdiği tipte oyuncular da olsa bu bir Fatih Terim takımı değildi tam anlamıyla. Bir kere klasik 4-4-2'ye uymuyordu kadro yapısı ve oyuncu profilleri sebebiyle. Kendi sahasında taraftar desteği ile "bam güm" oynayıp sezonu bu alanda namağlup tamamlayan Galatasaray'ın deplasmandaki dağınık görüntüsünü düzeltmenin yolu sezon sonu yapılacak takviyelerden geçiyordu fakat diğer büyük kulüpler gibi borç batağında olan ve sürekli zarar açıklayan kulübün gelecek sezon planlamalarına UEFA dahil olunca takviyelerin önü tıkanmış oldu Şampiyonlar Ligi arefesinde. Oyuncu satmadan bonservis bedeliyle transfer yapamayacak olan Galatasaray, hiçbir oyuncuya teklif gelmeyince veya istediği miktar karşılanmayınca eldeki oyuncular ile devam etmek durumunda kaldı. Burada ekonominin temel problemi akıllara geldi haliyle: İhtiyaçlar sınırsızdır fakat kaynaklar sınırlıdır.
Ekonomi bilimi, temelde sınırsız istek ve ihtiyaçlar arasında kıt kaynakları yönetebilmeyi ele alır. Galatasaray'ın içinde bulunduğu bu ve benzeri durumlarda, yönetiminden teknik ekibine kadar herkes iyi bir ekonomist olmak zorundadır aksi halde başarısızlık kaçınılmazdır. Yeni sezon hazırlıkları devam ederken hazırlık maçları ile birlikte Galatasaray, sürecin sportif olarak iyi yönetilmediğinin sinyallerini vermeye başladı. 6 hazırlık maçı yapan takım, maçların hepsine ideal kadro ile çıkmasına karşın hem üretkenlikten yoksun bir görüntü çizdi hem de savunma zaafları ile dikkat çekti. PSV ve Valencia gibi üst düzey rakipleri karşısında girdiği 2-3 pozisyonu değerlendiremeyen Galatasaray'ın kalesindeki her tehlike de golle sonuçlandı. Yunanistan şampiyonu olmasına rağmen üst düzey takım seviyesinden uzakta olan AEK karşısında da zor durumlara düşen Galatasaray, bu 3 ciddi hazırlık karşılaşmasından da mağlup ayrıldı. Hal böyle olunca da Galatasaray'ı bekleyen Akhisar Belediyespor karşılaşmasının bir hayli zor geçeceğini tahmin etmek de çok zor olmadı.
Türkiye Kupası'nı kazanmalarının ardında sürpriz şekilde Okan Buruk ile yollarını ayıran Akhisar Belediyespor, tecrübeli teknik direktör Safet Susiç ile anlaşmış, kadrosuna önemli takviyeler yapmış aynı zamanda kadronun iskeletini de önemli ölçüde korumuştu. Galatasaray'ın ağır yapısına ters gelen kontra atak futbolu ve karşısında Galatasaray'ı gördüğünde durmayan bir golcü olan Seleznyov ile tarihlerindeki ikinci kupaya hiç de uzak değildi Akhisar. Nitekim erken bir golle de oyunu istedikleri gibi oynama şansı yakaladılar. Galatasaray, normal sürenin sonlarına doğru maçı uzatmaya götürecek golü atmayı başarsa da uzatmalarda da genç oyuncu Yunus'un şutu dışında yine rakip kalede etkili olamadı. Seri penaltı atışlarında 9 penaltının gol olması 10. penaltıyı fazlası ile değerli kılmıştı ve topun başında sabıkalı Gomis vardı. Tahmin edildiği üzere Gomis, kaleci Fatih'i geçemedi. Önemli anlarda yok olan Gomis, bir önemli anı daha daha hanesine eksi olarak yazdırdı Süper Kupa Akhisar ilçesine giderken.
Ortada bir kupa, Galatasaray ve penaltılar olunca tabi ki akla UEFA Kupası finali gelir fakat akla gelen diğer bir olay ise 1998'de Fatih Terim'in Türkiye Kupası finalinde penaltı atacak futbolcu bulma çabasıdır. O gün orada penaltı atacak birini bulamayıp sonunda Beşiktaş'a
4-2 kaybeden Galatasaray'da bugün Muslera'nın dahi penaltı atabildiğini bildiğimiz halde 5. penaltıya neden Gomis'in yazıldığını bilmiyoruz ama bildiğimiz başka bir şey var ki o da Galatasaray'ın performansının henüz kupalar kazanmaya yeterli olmadığı.
4-2 kaybeden Galatasaray'da bugün Muslera'nın dahi penaltı atabildiğini bildiğimiz halde 5. penaltıya neden Gomis'in yazıldığını bilmiyoruz ama bildiğimiz başka bir şey var ki o da Galatasaray'ın performansının henüz kupalar kazanmaya yeterli olmadığı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder